ABD ile İran arasında Nisan ayı başında sağlanan ateşkes, karşılıklı askeri hamleler ve artan bölgesel gerilimlerle birlikte yeniden kırılgan hale geldi. Son dönemde hem Washington hem de Tahran yönetiminden gelen sert açıklamalar, çatışma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor. Hürmüz Boğazı’nda bir ABD helikopterinin düşürülmesi sonrası yaşanan karşılıklı saldırılar ve bölgedeki askeri hareketlilik, ateşkesin fiilen sekteye uğramasına neden oldu. Uzmanlara göre mevcut tablo, tarafların kalıcı bir uzlaşmaya ulaşmasını zorlaştıran yapısal sorunları ortaya koyuyor.
Ateşkes yeniden bozuldu
Son gelişmelere göre, ABD 10 Haziran Çarşamba günü İran’daki bazı hedefleri vurdu. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Bahreyn ve Ürdün’deki ABD üslerine drone ve füze saldırıları gerçekleştirdiği belirtildi. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “bedel ödeyeceğini” ifade ederken, İran cephesi ise saldırılara karşılık vermekte kararlı olduğunu açıkladı. Tüm bu gelişmeler, ateşkesin sahada karşılık bulmadığını ortaya koydu. Taraflar resmi olarak süreci tamamen sonlandırmasa da çatışma riski yeniden yükseldi.
1. İran açısından çözülmemiş temel sorunlar
Uzmanlara göre ateşkesin sürdürülememesindeki en önemli nedenlerden biri, İran’ın çatışmanın temel sorunlarının çözülmediğini düşünmesi. Washington merkezli Center for International Policy araştırmacısı Sina Toossi, ateşkesin İran açısından “kalıcı bir denge” oluşturmadığını belirtiyor. İran, ABD’nin askeri ve ekonomik baskısının devam ettiğini ve bunun uzun vadede kabul edilemez olduğunu savunuyor. İsrail’in bölgedeki askeri faaliyetleri de Tahran’ın güvenlik algısını zayıflatan unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle İran yönetimi, mevcut ateşkesi “istikrarsız bir ara dönem” olarak değerlendiriyor.
2. İsrail’in sürece etkisi
Analistlere göre ateşkesin en kırılgan noktalarından biri de İsrail’in bölgedeki rolü. İngiltere merkezli Royal United Services Institute’tan Dr. H. A. Hellyer, İsrail’in olası ABD–İran anlaşmalarını bozabilecek bir aktör olduğunu ifade ediyor. İsrail’in İran’ı bölgesel bir güç olarak zayıflatma hedefi, diplomatik süreci zorlaştıran faktörlerden biri olarak görülüyor. Uzmanlar, Tel Aviv’in güvenlik kaygılarının ABD’nin İran politikası üzerinde etkili olduğunu belirtiyor. İsrail’in askeri hareketleri, ateşkesin sahada uygulanmasını daha da zorlaştırıyor.
3. Gerilimin müzakere aracı haline gelmesi
Bir diğer önemli neden ise gerilimin bizzat bir müzakere stratejisine dönüşmesi. Uzmanlara göre hem ABD hem de İran, zaman zaman askeri baskıyı diplomatik pazarlık gücü olarak kullanıyor. İran’ın bölgedeki bazı hamleleri, doğrudan büyük bir savaşı tetiklemekten ziyade pazarlık gücünü artırma amacı taşıyor. Aynı şekilde ABD’nin askeri varlığı da diplomatik sürecin bir baskı unsuru olarak değerlendiriliyor. Bu durum, ateşkesin kalıcı bir barışa dönüşmesini zorlaştırıyor.
4. ABD’nin rolü ve etkisi
Uzmanlar, ABD’nin İsrail üzerindeki etkisini yeterince kullanıp kullanmadığının da belirleyici olduğunu vurguluyor. Washington, İsrail’in en önemli askeri ve diplomatik destekçisi konumunda bulunuyor. Bu nedenle ABD’nin atacağı adımların bölgedeki çatışma dinamiklerini doğrudan etkilediği ifade ediliyor. Bazı analistler, ABD’nin bu etkiyi sınırlı kullanmasının ateşkesin kırılganlığını artırdığını belirtiyor. Bu nedenle Washington’un politik tercihleri, sürecin geleceği açısından kritik görülüyor.
Riskler ve gelecek senaryosu
Uzmanlara göre mevcut dinamikler, kalıcı bir çözümü giderek daha zor hale getiriyor. Diplomasi halen tek uygulanabilir yol olarak görülse de, askeri hareketliliğin artması süreci zayıflatıyor. Analistler, diplomasinin “askeri baskının bir parçası” haline gelmesinin yeni krizleri tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durumun, gelecekteki gerilimlerin hem daha sık hem de daha tehlikeli olmasına yol açabileceği değerlendiriliyor. Tarafların mevcut stratejilerinde değişiklik yapmaması halinde ateşkesin sürdürülebilirliği daha da zorlaşabilir.




