Ahbap-çavuş ilişkileri ve güven meselesi

Adeta bir ordunun neferlerinin bütün angaryayı üstlenmesi gibi, güzel memleketimizin tabanındaki fedakâr insanları da bu ülkenin bütün yükünü omuzlamaktadır. Çalışmakta, üretmekte, vergisini vermekte ve gerektiğinde her türlü fedakârlığı göstermektedir. Ancak ne yazık ki bu ağır yükün sonucunda ortaya çıkan birikimlerin, her zamanki gibi birileri tarafından toplanıp hoyratça harcandığına da zaman zaman şahit olmaktayız.

Bu noktada merhum Uğur Mumcu’nun şu sözü aklıma geliyor: “Bu ülkede banka soyarken kar maskesi, ülke soyarken Atatürk maskesi takarlar.”

Bu sözün karşılığını geçmişte de gördük. Ünlü dolandırıcı Selçuk Parsadan’ın, 2 Kasım 1995 tarihinde dönemin Başbakanı Tansu Çiller’i telefonla arayarak emekli Orgeneral Necdet Öztorun’un sesini taklit ettiği, “Kemalistler Derneği” adına seçim çalışmalarında kullanılmak üzere para istediği ve bu parayı Başbakanlık örtülü ödeneğinden almayı başardığı hepimizin hafızalarındadır.

Aradaki sayısız örneği bir kenara bıraksak bile, son yıllarda farklı isimler altında kurulan bazı yapıların, insanların iyi niyetlerini ve hassasiyetlerini kullanarak topladıkları yardıma ilişkin tartışmaların toplumda ciddi güven sorunlarına yol açtığını da gördük.

Geçmişte Atatürk’ü kullanarak ideolojik çıkar elde etmeye çalışanlar olduğu gibi, özellikle 15 Temmuz öncesinde dini duyguları istismar ederek devletin imkânlarına ve milletin birikimlerine zarar veren yapıların ortaya çıkmasına da hep birlikte şahit olduk. Görüyoruz ki kutsal değerlerin, milli duyguların veya inançların istismar edilmesi; hangi görüşten olursa olsun, toplum için büyük bir tehdittir.

Buna benzer olayların tekrar yaşanmaması için elbette en büyük sorumluluk devletin denetim mekanizmalarına düşmektedir. Devletimiz, kamu kaynaklarının adil kullanımını sağlamalı, vatandaşların iyi niyetlerini istismar ederek çıkar elde etmeye çalışan kişi veya gruplara karşı zamanında ve etkin tedbirler almalıdır. Sorunlar büyüyüp büyük kitleler veya devletin kendisi mağdur olduktan sonra müdahale etmek yerine, gerekli denetimlerin önceden yapılması daha doğru olacaktır.

Sonuç olarak, yapılacak yardımların mümkün olduğunca devletimizin resmî ve denetlenebilir kurumları aracılığıyla gerçekleştirilmesinin daha doğru ve bilinçli bir vatandaşlık görevi olduğunu düşünüyorum.

Her ne olursa olsun, güvenliğimizi, sağlığımızı ve ortak yaşam düzenimizi koruyan devletimize güvenmek de vatandaşlık sorumluluğumuzun önemli bir parçasıdır.

Milletimizi seviyoruz, devletimize güveniyoruz.

Allah kimseyi milletsiz ve devletsiz bırakmasın.