İnsanın doğuşunu ilkbahara, gençliğini yaza, olgunluk ve yaşlılığını sonbahara, ölümünü ise kışa benzeten merhum ilim ehlinin sözleri bugün yeniden aklıma geldi.
İnsanoğlu, bütün özellikleriyle adeta küçültülmüş bir dünya gibidir. Aynı zamanda yaratılmışların en şereflisi, yani eşref-i mahlûkat olarak yaratılmış olması da omuzlarımıza büyük sorumluluklar yüklemektedir.
Hayatın mevsimlerine baktığımızda, her dönemin kendine özgü güzellikleri ve görevleri olduğunu görürüz. İlkbaharın heyecanını, yazın üretkenliğini, sonbaharın olgunluğunu ve kışın muhasebesini yaşayabilen insan, yaratılış gayesine daha uygun bir hayat sürer.
Ben bugün kendimi bu benzetmede kış mevsimine yaklaşmış biri olarak görüyorum. Bu yüzden önümdeki ebedî yolculuğa daha hazırlıklı olabilmek için kendimi sorguluyor, eksiklerimi tamamlamaya gayret ediyorum. Çünkü hayatın her mevsimi, bir sonraki mevsimin hazırlığıdır.
Siz de kendinize şu soruyu sorun: Hayatın hangi mevsimindesiniz? Bulunduğunuz mevsimin kıymetini bilin, onun gereğini yerine getirin ve yeni bir başlangıç yapmaktan çekinmeyin.
Unutmayalım ki, her şey zamanında güzeldir; önemli olan, yaşadığımız mevsimin hakkını verebilmektir.