Nereye baksam ürperiyorum; zaman zaman da endişeleniyorum. Neden mi?
Ülkemizde zaman zaman kamuoyuna yansıyan büyük yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları gündemi meşgul ederken, diğer taraftan ekonomik sıkıntılarla mücadele eden küçük esnafın üzerindeki denetimlerin yoğunluğu dikkat çekiyor. Orta Doğu’da süregelen savaşların ve ekonomide yaşanan olumsuzlukların etkisiyle zor günler geçiren terzi, berber, kuaför,lokanta gibi küçük işletmelerin kasalarının saatlerce denetlenmesi vatandaş olarak beni düşündürüyor. Aynı titizlik ve kararlılığın, kamuoyunda büyük çaplı usulsüzlük iddialarıyla anılan tüm kişi, kurum ve şirketler hakkında da eşit şekilde gösterilip gösterilmediğini merak ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde televizyon ekranlarında, ilköğretim çağındaki öğrencilerin okul girişlerinde çantalarının aranacağına ilişkin bir haberi izledim. Bu görüntüleri görünce, “Toplum olarak nasıl bir noktaya geldik?” diye düşünmeden edemedim. Çocuklarımızın güvenliği elbette her şeyden önemlidir; ancak onları bu tedbirlere ihtiyaç duyacak bir ortamda yetiştirmek hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir konudur.
Televizyon kanallarını açtığımızda ise saatlerce belediyelerdeki yolsuzluk iddiaları tartışılıyor. Hukukun, hakkında iddia bulunan herkes için tarafsız ve eşit şekilde işlemesi en büyük beklentimizdir. Adaletin, siyasi görüşten bağımsız olarak herkese aynı mesafede durması toplumun adalet duygusunu güçlendirecektir.
Bir başka önemli sorun ise bağımlılık yapıcı maddelerin giderek daha fazla aileyi etkilemesi. Nice ocakların söndüğünü, nice gençlerin hayatlarının karardığını görüyoruz. Keşke bu noktaya gelmeden önce daha etkili önleyici tedbirler alınabilseydi. Bundan sonra da mücadelede eğitim, denetim ve rehabilitasyon çalışmalarının daha da güçlendirilmesini umut ediyoruz.
Siyasi hayata baktığımızda ise geçmişte vatandaşın zihninde daha belirgin çizgiler vardı. İnsanlar farklı görüşlere sahip olsalar da birbirlerini daha kolay anlayabiliyor, saygı çerçevesinde tartışabiliyorlardı. Bugün ise siyasi kutuplaşmanın yanında belirsizliklerin de arttığını, birçok vatandaşın “Kime güveneceğim, kime oy vereceğim?” sorusunu sorduğunu görüyoruz.
Daha da düşündürücü olan ise, ülkenin gerçek sorunları yerine zaman zaman kişilerin özel hayatı veya inançlarına ilişkin konuların saatlerce tartışılmasıdır. Oysa vatandaşın beklentisi; insanların nasıl yaşadığından çok, ülkeye ne kattıkları, hangi sorunları çözdükleri ve toplumun refahına nasıl katkı sağladıklarıdır.
Bugün geldiğimiz noktada vatandaşın kafası gerçekten karışık. Temennimiz; toplumu gereksiz tartışmalarla meşgul eden yayınlar yerine eğitim, ekonomi, üretim, hukuk, sağlık ve gençlerin geleceğine katkı sağlayacak konuların daha fazla konuşulmasıdır. En büyük beklentimiz ise adalet mekanizmasının her konuda tarafsız, hızlı ve eşit şekilde işlemesi; böylece toplumun devlete ve hukuka olan güveninin daha da güçlenmesidir.