24 yıl sonra katıldığımız Dünya Kupası serüveninde, ne yazık ki bizim çocuklar ilk turda elendiler.

İyi oynadıklarında göklere çıkardığımız, gururla sahiplendiğimiz, başımızın tacı yaptığımız bu çocukları; elbette kötü oynadıklarında da eleştirme hakkına sahibiz. Ancak bu eleştirinin bir sınırı olmalıdır. Eleştiri; hakarete, aşağılamaya, hele hele ideolojik saldırılara dönüşmemelidir. Çünkü sahadaki isimler, her şeyden önce bu ülkenin evlatlarıdır. Onlar bizim çocuklarımızdır.

Hiç kuşkusuz hepimiz futbolun teknik anlamda uzmanı değiliz. Fakat millet olarak futbolla öylesine iç içeyiz ki, oynanan oyuna dair hepimizin bir fikri, bir yorumu, bir hissiyatı var. Nitekim ben de maçı izlerken kendi kendime “Montella neden Barış Alper’i oyundan almıyor?” diye düşünürken, ikinci yarıda aynı değişikliğin yapıldığını gördüm. Bu bile toplum olarak futbola ne kadar yakın olduğumuzu, oyunun içinde ne kadar yaşadığımızı gösteriyor.

Ancak oynanan futbolu ve alınan sonucu değerlendirdiğimizde, bu yenilginin tek sorumlusunun sahadaki çocuklar olduğunu söylemek büyük haksızlık olur. Atalarımız “Balık baştan kokar” demiştir. Bence asıl mesele tam da burada başlıyor.

Saha içinde takımı yönlendirecek, zor anlarda sorumluluk alacak, arkadaşlarına ağabeylik yapacak, oyunun aklını sahaya koyacak bir lider eksikliği çok net hissedildi. Her oyuncu kendi bildiğini yapmaya çalıştı, fakat bir takım ruhu içinde ortak akıl oluşmadı. Oysa büyük turnuvalarda yalnızca yetenek değil; sahada karakter, liderlik ve birliktelik de gerekir.

Saha içindeki eksiklik bir yana, saha dışı da maalesef umut vermedi. Kulübede oturan teknik heyet, sanki maçı yaşayan değil de maçı seyreden bir misafir görüntüsü verdi. Oyuna müdahale etmekte, takımı ateşlemekte, sahadaki dağınıklığı toparlamakta yetersiz kaldılar. Milyonların umudunu taşıyan bir milli takım kenar yönetiminin, oyunun akışına bu kadar uzak kalması kabul edilebilir değildir.

İşin bir başka boyutu da yönetim meselesidir. Futbol sadece sahadaki 11 kişiden ibaret değildir; federasyonundan teknik heyetine, altyapısından planlamasına kadar büyük bir organizasyondur. Eğer o yapının en üstündekiler, kazanmak için gerekli olan azmi, disiplini, ruhu ve hedef birliğini takıma yansıtamıyorsa; sonuç da maalesef hüsran olur. Bu nedenle yaşanan başarısızlığı yalnızca futbolcuların omzuna yüklemek doğru değildir. Bu, sistemin hazırlayamadığı bir tablonun sonucudur.

Bu ülkenin tarihinde, vatanı için sınırda nöbet tutan, iç güvenlikte görev yapan, “ölürsem şehit, kalırsam gazi” anlayışıyla ömrünü milletine adayan nice insan oldu. Bu insanlar görevlerini yaparken kimse onlara “Bunu başarırsanız size şu kadar prim verilecek” demedi. Çünkü onların motivasyonu para değil; vatan, bayrak, millet ve sorumluluk duygusuydu.

Madem bu takımın adı Milli Takım, o halde ben de bu ülkenin bir vatandaşı olarak, formasını giydiğinde önce milli ruhla mücadele eden bir takım görmek istiyorum. Sahaya çıktığında ilk hesabı prim değil, ay-yıldızlı formanın ağırlığı olan bir takım görmek istiyorum. Kazanır ya da kaybeder; buna kimse bir şey demez. Ama mücadele ederken önce yüreğini ortaya koyan, bu milletin duasını ve umudunu taşıdığını bilen bir takım görmek isterim.

Ben inanıyorum ki bizim çocuklarımız gençtir, dinamiktir, yeteneklidir, kariyer sahibidir. Onlara gerçek anlamda milli bir ruh aşılandığında, doğru bir sistem kurulduğunda, liyakatli yöneticilerle ve güçlü bir futbol aklıyla desteklendiklerinde karşılarına çıkan her rakiple baş edecek güçtedirler. Sorun çocuklarda değil; o çocukları hazırlayan, yönlendiren ve taşıması gereken yapının eksikliğindedir.

Üstelik bu beklentimiz sadece futboldaki çocuklarımız için değildir. Hangi branşta olursa olsun, bu ülkeyi temsil eden bütün sporcularımızın; liyakatli yöneticiler, sağlam sistemler ve güçlü bir milli ruh eşliğinde tarih sahnesine çıkmalarını, bizleri sevindirmelerini, gururlandırmalarını ve göğsümüzü kabartmalarını istiyoruz.

Bugün eleştiriyoruz, çünkü önemsiyoruz. Kızıyoruz, çünkü seviyoruz. Üzülüyoruz, çünkü bu formanın değerini biliyoruz. Ama ne olursa olsun, hakaret etmeyi değil sahip çıkmayı seçiyoruz.

Çünkü onlar bizim çocuklarımız…
Eksikleri olabilir, hataları olabilir, kötü günleri olabilir. Ama yine de bizim canımızdır, ciğerimizdir, umudumuzdur.

Haydi bizim çocuklar…
Daha güçlü, daha inançlı, daha milli bir ruhla yeniden ayağa kalkın.

Biz sizi kırmak için değil, gururla alkışlamak için bekliyoruz.