Türkiye siyasetinin bugün geldiği noktada vatandaşın kafasında çok ciddi bir soru işareti var:

“Şu an seçim olsa, hangi partiye, hangi milletvekiline, hangi belediye başkanına güvenip oy vereyim?”

Bence bugün toplumun önemli bir bölümünün zihnini meşgul eden en büyük soru budur.

Çünkü mesele artık yalnızca sağ-sol, iktidar-muhalefet, şu parti-bu parti meselesi olmaktan çıkmıştır.

Mesele, güven meselesidir.

Devletin parasının, milletin vergisinin, vatandaşın alın terinin nasıl kullanıldığı meselesidir.

Yerel yönetimlerde başka bir sistem mümkün mü?

Bazen düşünüyorum…

Acaba Türkiye’de yerel yönetimlerin işleyişi konusunda bugünkünden farklı modeller denenebilir mi?

Örneğin merkezi yönetimde hangi parti iktidardaysa, yerel yönetimlerdeki yöneticilerin de merkezi yönetim tarafından atanması gibi bir sistem düşünülebilir.

Böyle bir modelde yerel yönetimlerin bütün sorumluluğu doğrudan hükümete bağlı olur. Başarının da başarısızlığın da hesabı daha net sorulabilir.

Ancak bunun da beraberinde getireceği ciddi sakıncalar olacaktır.

Bir başka alternatif ise belediye başkanlarının tamamen bağımsız bir anlayışla aday olmasıdır.

Partilere bağlı olmadan, kendi ekibini kurarak aday olan kişiler…

Vatandaş da partiye değil, kişiye, ekibe, projeye ve liyakate oy verir.

Sandıktan hangi bağımsız ekip daha güçlü çıkarsa, o ekip şehri yönetir.

Bir başka model ise merkezi yönetimdeki kaymakamlık sistemine benzer şekilde, illerin ve ilçelerin yöneticilerinin merkez tarafından atanması ve şehirlerin daha güçlü bir devlet koordinasyonu içerisinde yönetilmesidir.

Elbette bunların her birinin avantajları kadar ciddi tartışılması gereken tarafları da vardır.

Benim burada asıl anlatmak istediğim ise sistemin isminden çok daha önemli başka bir konu.

Kamu yönetiminde güveni nasıl yeniden tesis edeceğiz?

Hangi parti gelirse gelsin, kamu malı kutsaldır

Bugün asıl sorunlarımızdan biri, iktidara gelen veya yerel yönetimi kazanan siyasi yapıların kendi kadrolarını oluşturmasıyla birlikte denetim mekanizmalarının zaman zaman siyasetin gölgesinde kalabilmesidir.

Benim derdim herhangi bir partiyle değil.

Hangi parti olursa olsun…

AK Parti de,YENİ Parti de ,DEM Parti de,MHP ve başka bir parti de olsa…

Kamu malına el uzatanın karşısında durabilmeliyiz.

Yolsuzluk yapan kim olursa olsun hesap sorabilmeliyiz.

Usulsüzlük yapan kim olursa olsun deşifre edebilmeliyiz.

Devletin imkânlarını kendi menfaatine kullanan kim olursa olsun, siyasi kimliğine bakmadan kapının önüne koyabilmeliyiz.

Çünkü kamu malı, herhangi bir partinin malı değildir.

Kamu malı milletin malıdır.

Ve milletin malına sahip çıkmak, siyasi görüşten önce gelen bir vatandaşlık görevidir.

Gelin, hiç değilse burada anlaşalım

Belki bugün bütün siyasi sorunlarımızı çözemeyiz.

Belki yerel yönetimlerin nasıl yapılandırılması gerektiği konusunda herkes aynı fikirde olmayabilir.

Belki merkezi yönetim mi, yerel yönetim mi daha güçlü olmalı tartışmasını yıllarca sürdürebiliriz.

Ama hiç değilse bir konuda anlaşabiliriz:

Partimiz ne olursa olsun, hırsızımıza hırsız diyelim.

Yanlış yapan bizim adamımızsa da yanlış diyelim.

Doğru yapan karşı partiden biriyse de hakkını teslim edelim.

İşte gerçek demokrasi biraz da burada başlamıyor mu?

Bizim asıl ihtiyacımız, kendi yanlışımıza sahip çıkmak değil; yanlışı kim yaparsa yapsın karşısında durabilmek.

Aynı şekilde doğru yapanı da kim olduğuna bakmadan takdir edebilmek.

Çünkü doğru, doğru olduğu için değerlidir.

Yanlış da kim tarafından yapıldığına bakılmaksızın yanlıştır.

Vatandaşın alın teri korunmalı

Bu ülkenin insanı kolay kazanmıyor.

Sabahın erken saatinde işine giden işçimiz, esnafımız, çiftçimiz, memurumuz, emeklimiz, küçük işletme sahibimiz; yıllarca çalışarak kazandığı paranın vergisini veriyor.

Sonra o vergiler kamu bütçesine dönüşüyor.

Belediyelere, kurumlara, devletin çeşitli kademelerine aktarılıyor.

İşte burada çok büyük bir sorumluluk başlıyor.

Milletin alın teri, yöneticinin emaneti olmalıdır.

O para çarçur edilmemeli.

Liyakatsiz kadrolar uğruna kullanılmamalı.

Siyasi yakınlıkların aracı haline getirilmemeli.

Kişisel çıkarların kapısı yapılmamalı.

Çünkü o paranın içerisinde milyonlarca insanın emeği var.

Bir annenin sofrasından, bir babanın maaşından, bir işçinin alın terinden, bir esnafın kazancından kopup gelen vergiler var.

Artık vatandaşın güvene ihtiyacı var

Bugün vatandaşın kafası karışık.

İnsanlar artık sadece “Kim kazanacak?” diye sormuyor.

Asıl soru şu:

“Kime güvenebilirim?”

İşte Türkiye siyasetinin önündeki en büyük sınavlardan biri budur.

Seçimler elbette yapılacaktır.

Partiler yarışacaktır.

Adaylar çıkacaktır.

Sandık kurulacaktır.

Ama vatandaş sandığa giderken içinde şu duyguyu taşımalıdır:

“Ben oy verdiğim kişinin, benim hakkımı ve devletimin imkânlarını koruyacağına inanıyorum.”

Bunu sağlayabilirsek siyasetin kalitesi de yükselir.

Seçimlerin heyecanı da artar.

Vatandaşın devlete olan güveni de güçlenir.

Zararın neresinden dönülse kardır

Belki bugün bütün bu sorunları çözmek için geç kaldığımızı düşünenler olabilir.

Ben öyle düşünmek istemiyorum.

Çünkü zararın neresinden dönülürse kârdır.

Bugün yeni bir başlangıç yapabiliriz.

Yerel yönetimlerde daha güçlü denetim mekanizmaları kurabiliriz.

Liyakati esas alabiliriz.

Şeffaflığı artırabiliriz.

Kamu harcamalarını vatandaşın daha kolay denetleyebileceği hale getirebiliriz.

Ve en önemlisi…

Siyasi kimliğimize bakmadan doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebiliriz.

Belki Türkiye’nin ihtiyacı olan en büyük reformlardan biri de budur.

Çünkü devlet sadece binalardan, kurumlardan ve makamlardan oluşmaz.

Devlet, vatandaşın güvenidir.

O güveni yeniden güçlendirebilirsek, hangi parti iktidarda olursa olsun Türkiye kazanır.

Ve gelecek nesillere bırakabileceğimiz en büyük miras da belki budur:

Kamu malına sahip çıkan, haksızlığa karşı duran, doğruyu kim yaparsa yapsın takdir eden bir toplum.

Dilerim Türkiye siyaseti bundan sonra daha güvenli, daha şeffaf, daha adil ve daha kaliteli bir yarışın içerisinde yoluna devam eder.

Partiler yarışsın.

Fikirler yarışsın.

Projeler yarışsın.

Ama sonunda kazanan;

millet olsun, devlet olsun, Türkiye olsun.